0

Durdurun dünyayı, sigara paketim evde kalmış!

Bu yazı sancıma, iç dökme ve seçilmiş aile içerecektir diye tahmin ediyorum ama şimdiden de net bir şey söyleyemiyorum. Olduğu gibi kendimi buraya döküyorum -açılın- .

Anlatacağım bir sürü garip gurup şey var sevgilim; ama öncelikle buraya şöyle bir parantez açmak isterim:

“Söylemek istedikleriniz olabilir ve siz söyleyeceklerinizi söylerken “Birileri bunları duymak istemeyebilir. En iyisi bunlardan bahsetmeyeyim.” şeklinde yersiz kaygılar yaşıyor olabilirsiniz. Uzun süredir saklandığım kaygı/endişe çukurundan kendimi çıkartmış ve bir daha da o çukura düşmeye niyeti olmayan bir “börey” olarak sizden yazmanızı ve buraları biraz güllüme, biraz kedere ve arabeske boğmanızı rica ediyorum. (Zira Pembe Hayat’ın internet sitesi sizlerin yazıları için de var) Bırakın birileri sizi yargılasın. Ay biraz da yargılanın ayol! Garipsenin, yadırganın. Kendinizi ifade ederken neyden korkuyorsanız, onu yaşayın. Yaşayın ki korkacak bir şey olmadığını bir kez daha anlayın. Yazı yazmanın karşı koyulmaz ifade sarhoşluğunun kafasını gelin birlikte deneyimleyelim. Hayatımıza bir renk de buradan gelmesin mi? Bu bizi birbirimize daha başka şekilde yakınlaştırmaz mı? Yaşanmasın mı?”

Evet! teşvik edici bölümü de geri bıraktığımıza göre canımı yakan şeyin iç döküşünü yapmaya hazırım sanırım. -Şuan hazır mıyım diye kontrol ediyorum.-

Başlamadan önce son bir anons yapasım da var aslında:

“Buradan bana bu imkanı veren, lazer epilasyonun mucidi sevgili Dr. Leon Goldman’ın maneviyatı başta olmak üzere, Pembe Hayat’da birlikte çalıştığım ve sürekli sigaralarından otlanmama rağmen beni çok seven bütün kankilerime, Pembe Hayat Kuirfest’in biricik medyacısı Çiko’ya (ağzuğu yirim), partilerini çok sevdiğim sevgili DJ Şevval’e, okur mu okumaz mı asla emin olmadığım ve nedenini bilmediğim bir şekilde selam göndermek istediğim Madır Öktiş’e, çılgın çıtır Aleyna Fox’a, kütüphaneci ve proleter biricik Chebinne’e, Adaşım ve en çok sevdiğim kankim Akrep Nalan’a, hasretinden prangalar eskittiğim yavuklum İdris’e ve ders çalışmaktan bitap düştüğü için sadece sabahları mutfakta göbek atarken karşılaşabildiğim 2 numaralı sevgilim Müjgan’a selamlarımı iletiyorum.”

-Birilerini unuttum mu diye kontrol ediyorum-

“Hah! Bir de unutmadan, 3 numaralı League of Legends (LOL) bağımlısı, rapçi ve asosyal sevgilim Tuğbi’ye -AŞKIIIIIM!-, geçen gün Haymatlos’da gördüğüm kontrbas çalan yakışıklı çocuğa, ODTÜ Lubunyalarına, yükseltenlere ve yükseklerde bırakanlara da selamı bir borç biliyorum.”

Tamam Başlıyorum!

1 Nolu Sancıma Denemesi (Seda Sayan nerden çıktı ay?)

Böyle bacaklarımdan yukarılara doğru bir titreme geliyor bir süredir. Omuzlarıma kadar ulaştı son iki ayda. Bu rahatlatan ve iyi hissettiren bir titreşim. Verdiği garip hisle oryantal oynamaya bile başladım. Hatta hızımı alamayıp online canlı yayınlarla desteklediğim oryantal geceleri bile tertip ettim. Bütün kurtlarımı fırsatını buldukça döküyorum. Asla mantıklı bir zemine oturtamasam da sabah nasıl bir ruh haliyle uyanmış olursam olayım, şak şak göbek atıyorum. Bazı insanlar madde etkisi altında olduğumu düşünüyor ama asla ne alkol ne de başka bir şey ağzıma mağzıma bir yerime sürmüyorum, yalamıyorum, emmiyorum. Ayıklığı iliklerime kadar hissetmeme rağmen garip garip kafalar yaşadığım da yalan değil. Mesela dün gece rüyamda başka bir sivil toplum kuruluşunda işe başladığımı gördüm. Olaya tikel: Suicide Squad grubunun solisti gacı, bana bir kredi kartı veriyor ve kartın limitsiz olduğunu söyleyip bana “Çalışmak için neye ihtiyacın varsa artık.” diyor. Ellerimi başımın arasına koyup “Para mı Pembe Hayat mı?” diye düşünmeye başlıyorum. Öyle bir panikle uyandım ki; dedim “Bu rüya olamaz, bu bir kabus!”. “Ne mağna kız sen?” dedim. Sonra “Limitsiz bir kredi kartını hak ediyor musun kız sen?” diye sordum bi kendime. Dedim “Ayol hepimiz, bütün insanlık limitsiz bir kredi kartını hak ediyor.”

-Şuan boş yapıyorum- Sanırım Seda Sayan’ın kredi kartı limitsizdi değil mi? Bazı insanların limitsiz kredi kartları oluyor bu arada bilmeyenler için söylüyorum. Mesela diyelim ki bir sabah Seda Sayan olarak uyandın. Bir uyandın; baktın ki sultansın biliyosun. Öğleye kadar. Otomatik çamaşır makineleri veriyorsun halkına, mikrodalga fırınlar veriyorsun, ismin bir derin dondurucu ile anılıyor falan. Efsanesin yani. Düzen, kanun, hangi hükümet, hepsi sensin. Açıyorsun ağzını, yumuyorsun gözünü. Göbek atıyorsun daralınca. Tokat’ta domates tarlaların var. Vergi rekorları kırıyorsun. Bu ülke de yardımlarını yapan, vergisini veren, kraliçeler gibi yaşayan bir insansın. Ayrıca limitsiz kredi kartın var. (Asla asıl konuya bağlayamadığım paragrafın sonuna geldik.)

2 Nolu Sancıma Denemesi (Alex, Aşkım, Daha Sert!)

Neydi sevgilim bizim konumuz? Canımı yakan şey. Konumuzun iç karartıcı kısmı tam olarak da burası. Dönmek bir erdemdir öyle değil mi? Dönmek bazen canınızı yakan, bazen içinizi kıpırdan bir erdemdir. Dönerken aşk da yaşanabilir hiç şüphesiz. Hayata, dünyaya, Allah’a, sevgiliye, kendine. Neye dönüyorsan ona sarılır, onu bağrına basarsın, ona öfkelenir onunla dövüşürsün ve en çok da o canını yakar bazen. Mesela sakalından memnun değilsen, yüz bölgesi için lazere gidersin. Bilirsin ki Alex’in acısı hiçbir acıya benzemez. (Alex-andrite) Ama dersin ki; “Alex! Seni acına rağmen seviyorum.”

Fırıldak gibi dönerken zihnin durur mu? O da döner. Birisi “Nalan!” diye seslenince bazen dönüp bakmazsın dalgınlığına gelir. Sonra “Nasıl Nalan oldum?” diye düşününce birden Sezen Aksu dinlemek istersin. Tabi ki de ağlarsın. Zaten güzelliği de buradadır ağlamanın. Ağlamak güzeldir. İsmini hece hece söylersin kendine. Senin seçtiğin ve dönüştürdüğün ismini kendine hatırlarsın tıpkı yaptığı hatayı anlayıp özür dileyen küçük bir çocuk gibi. Dersin ki “Na-Lan! Na-Lan! Bundan sonra benim adım Nalan ve ben dönüyorum. Kendime doğru büyük bir hilal çizerek, bütün kinlerden dönüyorum. Sevgiye doğru; nefretimden ve umuda doğru; endişelerimden dönüyorum. Barış’a doğru; intikamdan dönüyorum. Ben Nalan, sizin müsaadenizle ve sizden izin almadan fırıldak gibi dönüyorum.” -Miğdem bulandı-

Hatalarımı ve saçma sapan hareketlerimi çok seviyorum, çünkü dönerken ortalık boş kaldığında onlarla baş başa kalıyorum. Onlar bana bakıyor ben onlara bakıyorum. Her birisini bir gülizar özeniyle büyütüp, onlara fantezilerimi anlatıyorum. Dönmek sevmeyi ve sevmek de barışı gerektirir; biliyorum. Hem de dönenlerden öğrendiğim büyük bir şey var:

“Dönmek kişiseldir, kişisel olan da politiktir.”

(Fonda “Cansever – Durdurun dünyayı başım dönüyor” çalıyor şuan.)

Son deneme (Dönerse senindir.)

Aslında canım; canımı yakan şeyi anlatmaktan burada vazgeçiyorum. Çünkü dönenlere güveniyorum. Yazının başında bahsettiğim seçilmiş aileye de tam burada değinmek istiyorum ve izninizle sona doğru birazcık daha içimi açmak istiyorum.
Önüne sıfat olarak “biyolojik” kelimesi konulacak bir ailesi olmayan, çocukluğu şiddetin ve nefretin içinde geçmiş ve ne olduğunu anlamadan yetişkin olmuş ben, kendim… -Ki o zamanlar Nalan bile yoktu bana dönsün ya da ben ona döneyim.- Kimse olmadı öyle karşılıksız seveyim. Açıkçası hayatta kalmaktan vazgeçip mücadele etmeye başlayana kadar ben sevmemişim de kimseyi. Mücadele verenlerin sanırım en çok zorlandıkları şeydir kendileriyle mücadele etmek. Sevgiyle bir derdin olmaya başlayınca sevdiklerinle de derdin oluyor ya hani; işte ondan bahsediyorum. Etrafına toplanıyorlar, bir şeyler soruyorlar falan, seni seviyorlar. Tamam, güzel sen de onları seviyorsun. E yani bu kadar lubunya bir araya toplanmış birbirini sevmesin de ne yapsın zaten? Bir de çizgilerin var en kırmızısından; ama sevgiye sınır da çekilemiyor gibi. Yani belki de çekiliyordur. Aslında sevgi en büyük çizgidir belki. Bilmiyorum. Dedim ya: “Ben daha dönüyorum”. Sevgiyi anlamaya çalışmaya başladığında canının yanması bile iyi hissettiriyor aslında. Ya da kötü mü hissettiriyor? Ama? Çizgiyi nereye çekecektik? Onu da unutuyorsun. Kafalar pırıl pırıl sonra.

İşte böyle karmakarışık hisler gelince başına ve sevmek için birilerinin çizgileriyle kendininkileri aynı ilkokul matematik kitaplarındaki kümeler gibi kesiştirince; o kesişim kümelerinden en içte olanlarına ben aile diyorum ve kırmızı çizgilerle sıkıntıya düştüysem, kendime şöyle söylüyorum:

“Nalan, gözlerini kapatıp güvenmek çok iyi gelecek ve o zaman yalnız dönmeyeceksin.” 

Aileme, sevdiklerime ve birlikte döndüklerime sancımamdır. Anlatabildiklerim ve anlatamadıklarımdan dolayı size minnettarım.

Çok sevdiğim bir dostumun not defterinden kopya çektiğim ve “aile” ile ilişkilendirdiğim güzel bir not ile bitirmek istiyorum:

“Sen dönene kadar, ben beklerim.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir