0

LGBT Bayrağının Anlamı

LGBT sembollerinden biri de gökkuşağı bayrağıdır. Bu bayrak 1978 yılında Gilbert Baker tarafından tasarlanmıştır. Orijinal 8 şeritli eşcinsel bayrağı ile başlanmış, söz konusu dönemde pembe kumaş olmaması sebebiyle 1978 ila 1979 yılları arasında yenilenerek pembe renksiz homoseksüel bayrağı ve sonrasında turkuazsız yani bugünkü haliyle kullanılmaktadır. LGBT bayrağı için gey bayrağı de denir.

Bugünkü haliyle LGBT bayrağı ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri’ndeki LGBT Onur Yürüyüşü’nde kullanılmıştır. Bu bayrak, günümüzde halen LGBT aktivisti ve destekçilerinin gerçekleştirdiği etkinliklerde sıkça karşımıza çıkmaktadır.

LGBT bayrağındaki her renk ayrı bir durumu temsil eder. Tasarlanan ilk bayrakta kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor kullanılmıştır. Pembe ve cam göbeği renkleri ise fabrikalarda bu renkler olmaması sebebiyle basılmamıştır.

LGBT ve Eşcinselliğin Tarihi

Eşcinselliğin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Yazılı kaynaklarda bu tarih MÖ. 2000-3000 arasındaki yıllara kadar uzanmaktadır. LGBT tarihiyle ilgili en eski belgeler Eski Mısır, Sümerler ve Hititlilere aittir. Mezopotamya’daki bazı tapınaklarda kutsal fahişeler ile birlikte kültün hizmetine adanmış eşcinsel fahişeler de bulunmaktaydı. Bu uygulama yakın bir zamana kadar Hindistan’da da vardı.

LGBT tarihinde Hititler ve Yahudiler de yer almaktaydı. Yapılan araştırmalarda MÖ. 1400’lü yıllarda bir Hitit yasasında erkekler arası evliliğe izin veren bir maddeye rastlanmıştır. Bu yasanın en önemli özelliği tarihte ilk kez eşcinsel evliliğe izin veren yasa olmasıdır. Yahudilerin ise eşcinselliğe karşı tarih boyunca büyük bir mücadele verdiği bilinir.

Akdeniz ülkelerinden Antik Yunanistan’da ise durumlar tam tersiydi: eşcinsellik daha serbest ve kabul görür bir gerçekti. Hatta zaman zaman yüceltiliyordu. Eşcinsellik sanatta ve felsefi konularda saygınlık kazanmıştı. Yunan Mitolojisi’nde kullanılması da bunun bir göstergesiydi. Eski Yunan sanatında da eşcinsellik sıklıkla kullanılmıştır. İlk zamanlar çıplak veya yarı çıplak erkek figürleri kullanılmış, MÖ. 4 ve 5’inci yüzyılda heykel sanatında eşcinselliğin kullanımı en parlak dönemini yaşamıştır. Eski Yunan şiirlerinde hem erkek hem de kadın eşcinselliğine sıklıkla yer verilmiştir. Bu akımın en önemli temsilcisi kendisi de biseksüel olan Sappho’dur. Bazı kaynaklara göre; Sappho’nun Midilli’de bir cimnazyonu vardır. Bu cimnazyumda öğrenciler arasında eşcinsel ilişkiler yaşandığı söylenmiş ve bu durum hem yöneticilerin hem de halkın tepkisini çekmiştir. Ayrıca Sappho yazdığı şiirlerden lezbiyen olduğunu düşünüldüğü için Lesbos Tiranı tarafından Sicilya’ya sürgün edilmiştir.

Antik Yunan döneminde ise; erkeklerle ilişki kurmaktan ziyade kadınlar ile ilişki kurmaya düşkün olan kadınlara tribades deniliyordu. Roma Uygarlığı’nda ise eşcinsellere karşı baskı vardı. Ancak bu baskı sadece Roma vatandaşlarına uygulanıyordu. Antik Çin’in neredeyse tüm tarihi boyunca eşcinselliğin çok yaygın olduğu biliniyor. Dönem olarak ise MÖ. 206 ila MS. 220 yılları arasında ülkeyi yöneten Han Hanedanı döneminde eşcinsellik altın dönemini yaşamış diyebiliriz. Feodal Japonya’da ise askeri çevrelerde eşcinsellik sıradan bir şeydi. Ortaçağ Arap Uygarlığı’nda erkekler arası ilişkilerin konu edildiği bir şiir geleneği bulunmaktaydı. Ünlü Binbir Gece Masalları okunduğunda erkekler arası eşcinsel ilişkilerden esinlenerek yazılan bir şiir geleneğinin olduğu fark edilmektedir. Afganistan’da ise 19’uncu yüzyıla kadar kadın gibi giyinen ve makyaj yapan erkekler (oğlanlar) erkek haremlerinde görev alıyordu.

Hristiyanlıkta eşcinsellik yasaktır. Hatta mahkeme kararı ile infaz edilenler oluyordu. Buna rağmen, özellikle ortaçağ döneminde eşcinsel ilişkilerin çok yaygın olduğu bilinmektedir. 15 ve 16’ıncı yüzyılda, yani Rönesans döneminde, eşcinsellik adeta Eski Yunan dönemindeki gibi yükselişe geçmiştir. Bu yükseliş Modern Çağ döneminde de devam etmiştir. Avrupa’da eşcinsellik Fransız Dönemi’nde dine dayalı tüm suç ve cezaların kaldırılmasıyla birlikte bir suç olmaktan çıkmıştır.

1968 yılına gelene kadar halkta eşcinsellere karşı ciddi bir önyargı olduğunu söylemek mümkündür. Ancak 1968 yılındaki cinsel devrim ve 1969’daki Stonewall ayaklanmaları sonrası bu durum biraz da olsa yön değiştirmiştir. LGBT kültürü bu tarihten sonra hızla büyümüş ve önce Batı Avrupa’dan başlayarak tüm dünya çapında kabul görmeye başlamıştır. Bu dönemde Kuzey ve Güney Amerika, Avustralya, Orta ve Doğu Avrupa’nın aksine Güney Afrika, İsrail, Filipinler, Güney Kore, Japonya, Nepal ve Tayvan haricindeki Afrika ve Asya ülkeleri eşcinselliği hala suç olarak kabul etmekte, hatta cinsiyet değiştirme ameliyatlarına izin vermemekteydi.

1970’lerin sonundan itibaren LGBT’li bireylere bakış açısında köklü değişimler olmuş ve bu bireyler için örgütlenme dönemi başlamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir